UNUTULMAYAN YAZILAR 3:TELEKOM İHALESİ ÜZERİNE ÇEŞİTLEMELER
/ KORKUT BORATAV.13.07.2005/CUMHURİYET
Bir kere anlaşılmaktadır ki Hariri'ler ile Suudi Arabistan'ın egemen güçleri arasında organik iliÅŸkiler vardır.İkincisi, bu aile aşırı derecede "siyasileÅŸmiÅŸ bir sermaye grubu "dur. Ticari faaliyetleriyle siyasi hedefleri hep iç içe geçmiÅŸtir. Ve Suudi baÄŸlantılarını dikkate alırsak, bu hedef ve iÅŸlevler, küçük Lübnan'ın boyutlarının çok ötesine taÅŸmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti'ni bugün yöneten siyasi kadrolar için ise Türk Telekom'un devlet mülkiyetinde kalmasını gerektiren herhangi bir stratejik neden yoktur. Belki de bu kilit ve öncü sektörün Hariri/Suudi kontrolüne geçmesi, bir baÅŸka stratejik hedefin gereÄŸidir ve ülkenin yönetimi yarın baÅŸkalarına geçtiÄŸi zaman dahi "geriye dönüÅŸü olmayan” bir adımın atılması istenmektedir.
Türk Telekom AÅž'nin Hariri ailesine satılmakta olduÄŸunu öÄŸrenen enternasyonalist dostum Ali Kadri'den bir mesaj aldım. Aktarıyorum:
"Hariri sermayesi Suudi sermayesiyle iç içedir. Refik Hariri hem Lübnan, hem Suudi vatandaşı idi ve hep Kral Fahd'ın gözdesi olarak kaldı. 1989 'da Suudiler Hariri aracılığıyla Lübnan iç savaşının taraflarına büyük paralar dağıttılar ve Taif anlaÅŸmasıyla barışı saÄŸladılar. Ardından Refik Hariri, Lübnan siyasetine damgasını vurdu. On üç yıl baÅŸbakanlık yaptı. Lübnan devletine kendi bankalarından, kısmen Suudi kaynaklı yüksek faizlerle kredi açtı. Bu paralar harap Beyrut'u yeniden imar eden Hariri'nin inÅŸaat ÅŸirketlerine aktı. Åžu anda Lübnan'ın 36 milyar dolarlık kamu borcunun önemli bir bölümü Hariri'lerin alacağıdır. Ancak, 'kazandıklan faizler anaparayı çoktan aÅŸmıştır. Öte yandan Refik Hariri yoksul dostu, hayırsever bir milyarder imajı oluÅŸturabilmiÅŸtir. Gırtlağına kadar yolsuzluÄŸa batmış; ancak ellerini kana bulamamıştır. 2004 'te baÅŸbakanlıktan aynımasında Suudilerin OrtadoÄŸu stratejilerini AB-Fransa doÄŸrultusunda deÄŸiÅŸtirme kararı yatmaktaydı. Refik'in oÄŸlu Saad, OGER'in patronudur ve büyük miktarda Suudi parasını yönetir. Bugünlerde yükselen petrol fiyatlan nedeniyle yeniden palazlanan Suudi sermayesi için Türk Telekom 'un alınması hem politik, hem ekonomik bakımdan çok önemlidir. Hariri ailesi ise bugünlerde Lübnan'da yeniden yönetimin başına geçmektedir."
Ali Kadri'nin mesajlarında bilgi ve spekülasyon genellikle iç içe girer. Hariri klanı üzerine yazdıklarını da bu nedenle "ihtiyat payı" ile okumak gerekir.
Ancak, iki ilginç saptamanın geçerli olduÄŸunu ve vurgulanması gerektiÄŸini düÅŸünüyorum. Bir kere anlaşılmaktadır ki Hariri'ler ile Suudi Arabistan'ın egemen güçleri arasında organik iliÅŸkiler vardır.İkincisi, bu aile aşırı derecede "siyasileÅŸmiÅŸ bir sermaye grubu "dur. Ticari faaliyetleriyle siyasi hedefleri hep iç içe geçmiÅŸtir. Ve Suudi baÄŸlantılarını dikkate alırsak, bu hedef ve iÅŸlevler, küçük Lübnan'ın boyutlarının çok ötesine taÅŸmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti'ni bugün yöneten siyasi kadrolar için ise Türk Telekom'un devlet mülkiyetinde kalmasını gerektiren herhangi bir stratejik neden yoktur. Belki de bu kilit ve öncü sektörün Hariri/Suudi kontrolüne geçmesi, bir baÅŸka stratejik hedefin gereÄŸidir ve ülkenin yönetimi yarın baÅŸkalarına geçtiÄŸi zaman dahi "geriye dönüÅŸü olmayan”bir adımın atılması istenmektedir.
***
Telekom ihalesinin perde arkası üzerinde fazla spekülasyon yapacak durumda deÄŸiliz. İyi ama, birdenbire, ihaleye iliÅŸkin sınırlı eleÅŸtirilere karşı gösterilen "isterik" tepkilere ne demeli? 7 Temmuz 2005 tarihli Hürriyet’teki, yazılarıyla ErtuÄŸrul Özkök ve Fatih Altaylı tipik iki örnektir.
Özkök, özelleÅŸtirmeyi eleÅŸtiri süzgecinden geçirerek teÅŸhir eden; ortaya çıkan vurgun ve kapkaç sürecini önlemek için kamuoyunda ve yargıda mücadele sürdüren insanlara saldırıyor ve hakaretler yaÄŸdırıyor. Hakaretlerini "isim vermeden" yapıyor; zira hedef aldıklarını adlandırsaydı suç iÅŸlemiÅŸ olacaktı.
Özkök, dört iÅŸlem hatalarıyla dolu bir "gecikmeden kaynaklanan özelleÅŸtirme zararları" tahmini yapıyor. Gecikmelere neden olan özelleÅŸtirme karşıtları, ona göre, devletten maaÅŸ alan insanlardır. Hem devletten maaÅŸ al hem de hükümet (belki de "devlet”) politikalarına karşı çık... Özkök, bu duruma isyan ediyor ve bu insanların (herhalde üniversite öÄŸretim üyeleri, bürokrat veya yargıç konumlarında) devletten aldıkları maaşın, banka hortumculuÄŸu gibi yolsuzluk kaynağı olduÄŸunu ileri sürüyor. Ve bu kiÅŸiler, Türkiye'de patlak verecek ilk krizde (herhalde ve nedense krizin "müsebbibi" olacakları için) iÅŸlerinden atılmalıdır.
Fatih Altaylı ise Mümtaz Soysal'ı açıkça hedef alıyor. Ona göre, özelleÅŸtirmeye karşı sürdürdüÄŸü hukuk mücadelesi nedeniyle Soysal, ülkeye en az 10 milyar dolar zarar vermiÅŸtir ve bu nedenle Yüce Divan'ın malum sanıkları gibi onun da yargılanması gerekir.
***
Neoliberalizmin saldırgan partizanları talep ediyorlar: "Bize karşı çıkanlar susturulmalı, yargılanmalı, cezalandırılmalıdır." Hangi suçlarla? Hukuk normlarına uyum aramak abestir. "Düzenin yüce çıkarlarını ihlal" suçlaması yeterlidir. Kastedilen "uluslararası sermayenin ve kapkaççı yerel burjuvazilerin özel çıkarları"dır.
|