İZ BIRAKAN PTT’CİLER (1) TALAT PAÅžA .
Biz Telekomcular, 170 yıllık PTT geleneÄŸinden geliyoruz. Bu gelenek, mesleki alanında adını duyuran ünlüler yetiÅŸtirdiÄŸi gibi, sosyal hayatımıza Siyasetçi, Yazar, Sanatçı olarak damgasını bırakan yüzlerce ünlü insan da yetiÅŸtirdi. Biz de, bir yazı dizisi ile siyaset ve sanat dünyasında iz bırakan ünlü PTT’cileri tanıtalım istedik.
Yazı dizimize, Türkiye’de hem meslek hem de siyaset alanında zirveye çıkan bir ismi, Talat PaÅŸa’yı tanıtarak baÅŸlıyoruz.
TALAT PAÅžA.
Fazlı KÖKSAL
Talat PaÅŸa, her ÅŸeyden önce iÅŸ hayatına Posta MemurluÄŸu ile baÅŸlayan, Selanik Posta MüdürlüÄŸü ve Posta Nazırlığı yapan bir meslek büyüÄŸümüzdür.
Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun en netameli yıllarında Sadrazamlık yapan devlet adamıdır.
İttihat Terakki’nin en etkin üç kiÅŸisinden birisidir…
Ermenilerin ve ülkemizdeki Türklük düÅŸmanlarının “soykırımın başı” olarak suçladıkları kiÅŸidir.
Tehcir kararı nedeniyle, bazılarınca, İnsan haklarını çiÄŸneyen Türkiyeyi uluslar arası platformlarda zor durumda bırakan bir kötü adam olarak takdim edilen; bazılarınca da Türkiye’yi TürkleÅŸtiren ve Ermenilerin iç ayaklanmalarını engelleyerek, İstiklal Savaşına doÄŸu cephesinden emin olarak, iç ayaklanma endiÅŸesi olarak girilmesini saÄŸlayan, böylece; bu vatanda bağımsız yaÅŸamamızı borçlu olduÄŸumuz kiÅŸilerden birisi, bir Milli kahraman olarak tanıtılan ÅŸahsiyettir.
Bazılarınca sabatayist, bazılarınca da büyük vatansever olarak görülen tarihte iz bırakan bir kiÅŸidir.
Åžurası bir gerçek ki; Türk devletinin Sadrazamı olduÄŸu ve tehcir kararında imzası bulunduÄŸu için, Ermeni komitecileri kurÅŸunları ile katledilen bir ÅŸehittir.
Hayatı:
“Beni bir gün sokakta vuracaklar. Alnımdan kan akarak yere serileceÄŸim. Yatakta ölmek nasip olmayacak. Ziyanı yok, varsın vursunlar. Vatan, benim ölümümle bir ÅŸey kaybedecek deÄŸildir. Bir Talat gider, bin Talat yetiÅŸir!”
Talat PaÅŸa, Hürriyet’in ilanından (23 Temmuz 1908) sonraki siyasal hayat içinde (1908-1918) nazırlık, sonra da sadrazamlık gibi önemli konum ve görevlerde bulunmuÅŸtur. Önce Talat Bey’di, sonra Talat PaÅŸa oldu.
Talat PaÅŸa 1 Eylül 1874 yılında Edirne’de, Sultanselim’in KurÅŸunlufırın mahallesinde küçük ahÅŸap bir evde doÄŸdu. Babası, Kırcaali kazasının Çepleci köyüne yerleÅŸmiÅŸ Batı Trakya yörüklerinden Ahmed Vasıf Efendi, Talat PaÅŸa doÄŸduÄŸu sırada Edirne'de sorgu yargıcı olarak görev yapıyordu. Annesinin baba tarafından dedesi aslen Kayserili; yeniçeri olarak Edirne'ye gelmiÅŸtir.
İsyancı ve Örgütçü Genç Talat
Talat PaÅŸa, ilkokulu Vize’de okudu. Edirne’de Arasta çarşısında kavaf olan Sabri Bey’in himayesinde Edirne Askeri RüÅŸtiyesini bitirdi. İki yıl Edirne Musevi cemaatinin Alliance İsraelité mektebinde Fransızca öÄŸrendi; bu okulda bir yıl Türkçe öÄŸretmen vekilliÄŸi yaptı. Sonradan iki yıl da Selanik Hukuk Mektebi’nde okudu; ancak bitirmedi.
11 yaşında babasının ölümü üzerine maddi durumları iyice bozulmuÅŸtu. Annesini ve ablasını geçindirebilmek için 17 yaşında, 1891’de Edirne Telgrafhanesi’nde bir süre para almadan, daha sonra 300 kuruÅŸ aylıkla kâtip olarak çalışmaya baÅŸladı. Bu görev, genç Talat’ın deÄŸiÅŸiminin ilk adımıdır. Kendini geliÅŸtirmek yanında, dünyadaki geliÅŸmeleri de izleme imkanı buldu. Jön Türk hareketine ilgi duydu. Yurtdışında bastırılan, ülkeye gizlice gönderilen gazete ve kitapçıkları okuyor ve arkadaÅŸlarıyla birlikte yayıyordu. 30 Temmuz 1896’da tutuklandı. 25 ay süren cezaevi günlerinde Balkan ülkelerinde yıllarca komitacılık yapmış siyasi tutuklulardan dinlediÄŸi deneyimler, onda yeni düÅŸünce ufukları açtı. Üç yıl kalebendlik cezasına çarptırıldı. Abdülhamit tarafından affedildi. Ancak Edirne’de kalması ve İstanbul’a gitmesi yasaklandı. Bu karar üzerine Talat Bey, Selanik’e gitti.
Siyasi sürgün olduÄŸu için iÅŸ bulması kolay olmadı. 1898’de bir süre Selanik ve Manastır arasında seyyar posta memuru olarak çalıştı. 3. Ordu’ya mensup genç subaylar, öÄŸretmenler ve aydınlarla tanıştı. 1899’da Paris’teki Jön Türkler’le iliÅŸkiye geçti. 1903’te Selanik Telgraf İdaresi baÅŸkâtibi oldu. Etkisi daha geniÅŸ bir çevreye yayıldı. En çok güvendiÄŸi on arkadaşıyla birlikte 1906’da Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ni kurdu. Bir yıl sonra bu cemiyet, Paris’teki Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin birleÅŸme önerisini kabul ederek Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti Dahili Merkezi Umumisi olarak adlandırıldı.
Talat Bey, bu arada bir yandan Selanik Hukuk Mektebi’ne devam etmeye baÅŸladı.
21 Kasım 1907’de memuriyetten çıkartıldı. Selanik Özel Ticaret Mektebi’nde müdürlük yaptı.
Gizli örgütten Meclisi Mebusan’a
23 Temmuz 1908’de Hürriyet’in ilanı üzerine, o döneme kadar yalnızca İttihat ve Terakki’nin kurucuları ve önde gelenleri arasında adı ve rolü bilinen Talat Bey, ülke çapında tanındı. 30 Temmuz 1908’de İttihat ve Terakki’den Edirne Mebusu seçildi. Meclisi Mebusan’ın birinci reis vekili oldu. Bir yandan Cemiyet’i bütün memlekette örgütlemeye, bir yandan da muhtelif milletlere mensup mebuslar arasında Meclis’te memleket meseleleri konusunda görüÅŸ birliÄŸi saÄŸlamaya çalışıyordu. 31 Mart ayaklanması üzerine Meclisi Mebusan’ın YeÅŸilköy’de toplanmasını o saÄŸladı ve ayaklanma bastırıldıktan sonra, Meclis’te çoÄŸunluÄŸu saÄŸlamış İttihat ve Terakki mebusları arasında birlik ve beraberlik düÅŸüncesini yaymaya çalıştı. 1909’da İngiltere’ye giden mebuslar heyetinin baÅŸkanıydı. Bu görevle yurtdışındayken 8 AÄŸustos’ta Hüseyin Hilmi PaÅŸa kabinesinde Dahiliye Nazırlığı’na getirildi. İç olayların yoÄŸunlaÅŸtığı bir dönemde siyasi muhaliflerinin ÅŸiddetli saldırıları üzerine 18 Åžubat 1910’da istifa etti. 4 Åžubat 1911’de kurulan Mehmet Sait PaÅŸa Hükümeti’nde bu kez Posta ve Telgraf Nazırlığı’nı, 17 Åžubat’tan sonra da vekaleten Dahiliye Nazırlığı’nı üstlendi. Bu görevleri Parti’nin 22 Temmuz 1918’de iktidardan çekilme kararı almasına kadar sürdü.
Gönüllü Er
1912’de Balkan Savaşı’nın ilanı sırasında Edirne’de bulunuyordu. Gönüllü er olarak orduya katıldı. Ancak yakınlarının itirazı üzerine İstanbul’a döndü. Balkan yenilgisinin ardından İttihat ve Terakki’nin Kâmil PaÅŸa Hükümeti’nden tekrar iktidarı ele almak amacıyla düzenlediÄŸi Babıâli Baskını’na (23 Ocak 1913) öncülük etti. Sadrazam Mahmut Åževket PaÅŸa’nın öldürülmesinden sonra da Said Halim PaÅŸa Kabinesi’nde yeniden Dahiliye Nazırı oldu. 1915 yılında Ermenilerin tehcir edilmesi nedeniyle Batı kamuoyunda “soykırım yapmak”la suçlandı ve “bir numaralı Ermeni düÅŸmanı” ilan edildi. Bütün Batı basını saldırıya geçti. Oysa, daha sonra İttihat ve Terakki'nin 1 Kasım 1918’deki son Kongresinde yaptığı konuÅŸmada Talat PaÅŸa, o günleri ÅŸöyle yorumluyordu: “Bu tehcir ve taktil rivayetleri son derece mübalaÄŸa edilmiÅŸtir. Türkleri hiç tanımayan, daha doÄŸrusu pek fena tanıyan Avrupa ve Amerika kamuoyunda mezalim sözlerinin ne kadar ağır tesirler bırakacağını takdir eden Ermeni ve Rum neÅŸriyatı biri on yaparak dünyayı gürültüye boÄŸmuÅŸtur. (...) devletin varlık yokluk kararını verecek bir büyük savaÅŸ sırasında ordularının hareket serbestisini ihlal eden, arkada isyanlar çıkararak memleketin selametini, ordunun güvenliÄŸini tehlikeye düÅŸüren hareketlere müsamaha edilememesi doÄŸal ve zorunluydu.”
Sadrazam Paşalıktan Duyulan Sıkıntı
Talat PaÅŸa, 1917’de Sadrazam Said Halim PaÅŸa’nın görevinden istifa etmesi üzerine Sadrazamlığa getirildi.
ArkadaÅŸları onun keskin bir zekâ ve üstün bir yeteneÄŸe sahip olduÄŸunu söyler. Bitmek tükenmeyen bir sabrı var. İttihat ve Terakki’nin kuruluÅŸunda, güçlenmesinde ve yönlendirilmesinde tayin edici bir görev üstlendi. Onu çok yakından tanıyan Hüseyin Cahit Yalçın’a göre “EÄŸer Talat PaÅŸa olmasaydı İttihat ve Terakki olmazdı. O, örgütün kubbe taşı, çimentosu ve temeliydi”. MeÅŸrutiyet ilan edildiÄŸi dönemde Talat PaÅŸa İstanbul için yeni, henüz bilinmeyen bir isim. Cemiyet’in merkezi umumi üyeleri açıklanmadığı ve gizli olduÄŸu için kimse tanımıyor. Meclisi Mebusan’da ilk Meclis reisleri seçileceÄŸi gün Cavit Bey, H. C. Yalçın’a ÅŸöyle der:
-Talat’a rey ver.
-Kim Talat?
-Bizim Talat.
H. C. Yalçın sonra ÅŸunları yazıyor:
-İşte bu “bizim Talat” yavaÅŸ yavaÅŸ, sadece kendi saf ve samimi hizmetleri, yararlıkları sayesinde hepimizin Talat’ı oldu, memleketin Talat'ı oldu, vatanın Talat’ı oldu.
İttihat ve Terakki çok karışık ve nazik bir örgüt. İçlerinde bir eÅŸitlik var. Hepsi “kardeÅŸ”. İtaat edecek olanlar, bu itaatin gerekliliÄŸine ikna olmalılar. Aralarında çok büyük ayrılıklar vardı. Bunları gidererek, örgütte bir uyumsuzluk olmadan iÅŸleri yürütebilmek için faal, yumuÅŸak, insan duygularını ve ihtiraslarını ölçebilmekte mahir bir zekâ ve kiÅŸiliÄŸe gereksinim vardı. Talat PaÅŸa da bu tekniÄŸin en büyük üstadı. Alçakgönüllü ve cesur. En büyük düÅŸmanına bile açıktan, cepheden hücum eder. Küçük ve sıradan entrikalar, yalan ve iftiralar düÅŸmana karşı bile bir silah olarak kullanılmaz. Çıkarcı deÄŸil. “Vatanı için ve TürklüÄŸün yükselmesi uÄŸruna” her türlü özveriyi göze alacağı biliniyor.
Seviyorlar, sayıyorlar ve sözünü dinliyorlar. Bu nedenlerle “Talat PaÅŸa” olduÄŸu; bir gizli örgüt üyeliÄŸinden, siyasi parti adamlığından yükselerek bir devlet ve vatan adamı olduÄŸu belirtiliyor.
Selanik’in kahvelerindeki Talat ne idiyse, Nazır Bey ve Sadrazam PaÅŸa olduÄŸunda da öyle kalıyor. Sadrazam tayin edildiÄŸinde Sultan ReÅŸat’a “Çok istirham ederim, bana vezaret rütbesi tevcih buyurmayınız. Memleket ve makam saltanatlarına hizmet için öyle zamanlar ve vaziyetler olur ki, bu unvan benim hareket serbestime ve her yere girip çıkmama engel olur” diyor. Sonradan bir “paÅŸa” olarak kahveye nasıl gidecek, onun kaygısında. “Alışırız, belki sonradan çıkmak zor olur” diye sadaret konağına taşınmıyor. Yerebatan’daki kendi kiralık evinde kalıyor. PadiÅŸah bir gün Talat PaÅŸa’ya “Evin yok, bir ev tedarik edersen ben de yardım ederim” diyor. Talat PaÅŸa, padiÅŸahın yanından ayrıldıktan sonra baÅŸmabeyinci ve baÅŸkatip Ali Fuad’ı (Türkgeldi) çağırıp ÅŸöyle der:
- Parasal yardım kabulü, benim prensibime uygun deÄŸildir. EÄŸer zatı ÅŸahaneleri bu fikirde ısrar edecek olursa, kendisini gücendirmeksizin önünün alınmasını sizden bilhassa rica ederim.
Mahallenin Fırınından Süpürge Tohumu Ekmek
“Belki bir gün paramız da bulunmayabilir” diye, arabaya deÄŸil, tramvaya biniyor ya da yürüyor. İttihat ve Terakki merkezine gittiÄŸinde, sadrazam olmadan önce yaptığı gibi, öÄŸle yemeÄŸinde ekmek, peynir ve kavun yiyor. Birinci Dünya Savaşı’nda halkın sofrasında süpürge tohumundan ekmek varken, Talat PaÅŸa’nın da evine vesikayla aynı ekmek alınıyor. Bir gün Askeri Levazımat Umumi Reisi Topal İsmail Hakkı PaÅŸa evlerine geliyor. Sadrazam’ın evinde bu çamur gibi ekmeÄŸin yendiÄŸini görünce, ertesi gün PaÅŸa’nın evine bir torba beyaz ekmek yolluyor. Talat PaÅŸa, akÅŸam yemeÄŸinde 90 yaşındaki annesi ve eÅŸi Hayriye Hanım’la birlikte sofraya oturur. Bu beyaz ekmekleri görür görmez en küçük dilimine kadar hepsini toplattırır ve İsmail Hakkı PaÅŸa’ya geri gönderir.
-Biz, ekmeğimizi mahallemizin fırınından vesikayla alıyoruz. Bu ekmeğe ihtiyacımız yok.
Nazırlığı sırasında seyahatler için aldığı harcırahların artanını geri verince, görevli memurun belli ki ilk kez başına böyle bir iÅŸ geliyor. Uygulamanın böyle olmadığını anımsatıyor, ama Talat PaÅŸa'dan ÅŸu cevabı alıyor:
-Ben hakkım olmayan parayı almam!
Birinci Dünya Savaşı sonunda Almanya’nın İtilaf devletlerinden ateÅŸkes istemesi üzerine (Ekim 1918), yeni kurulan Ahmet İzzet PaÅŸa hükümeti Mondros Mütarekesi’ni (30 Ekim 1918) imzalarken, İttihat ve Terakki Fırkası da 1 Kasım 1918 Cumartesi günü son kongresini topladı. İtilaf devletleri artık İttihatçı avı baÅŸlatmışlardı.Talat PaÅŸa, bir konuÅŸma yaptı ve siyasi hayattan çekildiÄŸini açıkladı. KonuÅŸmasını ÅŸöyle bitirdi ve baÅŸkanlık koltuÄŸunu boÅŸ bırakarak üyelere ayrılan yere oturdu:
- Siyasetimiz maÄŸlup oldu. Dolayısıyla bizim için artık iktidar mevkiini her ne ÅŸekilde olursa olsun muhafaza etmek mümkün olamaz. Bu açıdan hükümet mevkiiden istifa ettiÄŸimiz gibi, bugün burada da Merkezi Umumi heyetiyle beraber Cemiyetin idare mevkiinden istifa ve Cemiyeti hakiki ve meÅŸru sahibi olan Kongre heyetine terk ediyor ve bırakıyoruz.
Aynı gece saat 23.00’te, Enver ve Cemal PaÅŸalar ve diÄŸer İttihat ve Terakki önderleriyle birlikte gizlice yurtdışına çıktı. Talat PaÅŸa zor ikna edildi:
-Saklanırım, beni nereden bulacaklar? Ben vatanımdan ayrı, uzak yaÅŸayamam. Vatandan uzak yaÅŸamaktansa, ölmek daha iyidir,
diyordu. EÅŸi, 108 kiloluk Talat PaÅŸa’nın iÅŸgal günlerinde birkaç haftada 90 kiloya düÅŸtüÄŸünü belirtiyor.
Gidiyorum, Ama Milletime Hesap Vermek İçin GeleceÄŸim
Ayrılmadan önce Sadrazam İzzet PaÅŸa’dan görüÅŸü sorulur, onayı alınır. O da düÅŸman iÅŸgali altındaki bir İstanbul’da kalmalarının yararı olmayacağı düÅŸüncesindedir. Talat PaÅŸa, Sadrazam’a yazdığı mektupta ÅŸöyle der:
“Memleketin bir süre yabancı nüfuz ve etkisi altında kalacağını anladım. Buna raÄŸmen memlekette kalmak ve millet karşısında muhakeme olunmak niyetindeydim. Bütün dostlarım bunu geleceÄŸe ertelemek için ısrar ettiler. (…) Bütün siyasi hayatımda hedefim, memlekete namusumla hizmet etmekti. Bütün servetim Zatı Åžahane’nin ihsan ettiÄŸi otomobil bedeli ile her ay artırdığım yirmiÅŸer liradan biriken iki bin altı yüz liralık dahili istikraz bedelinden ve bir de dört arkadaşımla birlikte kiraladığımız çiftliÄŸin icar devrinden hasıl olan paradan ibarettir. Bunun bir kısmını yanıma aldım. Bundan baÅŸka nesneye sahip deÄŸilim.
“Millete karşı hesap vermek ve muhakeme olunarak tayin edilecek cezayı büyük bir cesaretle çekmek isterim. İşte zatı fehimanelerine söz veriyorum. Memleketin yabancı nüfuz ve tesirinden kurtulduÄŸu gün, ilk telgrafınıza itaat edeceÄŸim.”
Rıhtımdan onları alıp ayrılan motorun son hareket anlarında yanında olanlar Talat PaÅŸa’nın iki üç kez çıkıp tekrar döndüÄŸünü aktarıyorlar.
Önce Odesa’ya, ardından Almanya’ya geçti. Ali Sai takma adıyla Berlin yakınlarındaki Charlottenburg’a yerleÅŸti. “Sai” çalışan, haberci, postacı demek. Siyasal çalışmalarını ve temaslarını burada sürdürmeye çalıştı. Milli mücadelenin Anadolu’daki geliÅŸimini yakından izliyordu. "Milli mücadele baÅŸarıya ulaÅŸacaktır, çünkü milli sınırlar dışında, Türk milletinin hakikaten sahip olduÄŸu topraklar dışında emel beslemiyor. Bu toprağın sınırları milli misakla çizilmiÅŸtir."
Talat PaÅŸa ve Atatürk.
Malta’da bulunan Mithat Åžükrü Bleda’ya yazdığı bir mektupta Mustafa Kemal PaÅŸa’dan söz etmiÅŸ: “Ben burada Sarı PaÅŸa ile haberleÅŸiyorum. Berlin’de olup bitenleri, kulağıma çalınanları kendisine bildiriyorum. Sarı PaÅŸa’nın bana verdiÄŸi cevaplardan anlıyorum ki, verdiÄŸim bu malumattan kendisi pek memnun kalmaktadır.” Atatürk de, 29 Åžubat 1920’de Talât PaÅŸa’ya yazdığı çok uzun bir mektupta onu siyasi durum ve mücadele hakkında bilgilendiriyor ve ÅŸöyle diyordu: “Bir yıldan bu yana Avrupa’daki mesainiz memnuniyet vericidir. Aynı tarzda mesai sarfına devam etmek, daha faydalı neticeler verecektir.” Yine Atatürk’e göre “vaktiyle birçoÄŸumuz o cemiyetin kurucusu ve üyelerinden bulunuyorduk. (...) Talat PaÅŸa’nın riyaseti altında yapılan son Kongresi kararıyla tarihe intikal eden söz konusu cemiyetin alakalılarıyla daha sonra teÅŸekkül eden Teceddüt Fırkası mensuplarının büyük kısmı büyük milletimizin yüksek azminden doÄŸan Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti’ne iÅŸtirak veya iltihak etmiÅŸ ve bu Cemiyetin programını kabul etmiÅŸtir.” Hüseyin Cahit Yalçın’a göre de dış dünyada “İttihat Terakki’nin düÅŸmanları, sonra milli hareketin, kurtuluÅŸ hamlesinin de düÅŸmanları oldular.”
Memleket Toprağını Yiyeceğim
Memleket özlemi Talat PaÅŸa’nın peÅŸini gurbette hiç bırakmadı.
Aradan uzun süre geçmesine karşın Talat PaÅŸa Edirneli sivesiyle konuÅŸuyor."Gidiyorlardilar, geliyordilar, diyorlardilar…" Söyledikten sonra kendisi de farkına varır. Ancak Berlin günlerinde bunun bile bir anlamı var onun için
- Alıştığımız bunca şeylerden mahrum kaldık, bari bu kalsın, bir teselli olur.
Berlin’de parasız kaldığı bir sırada Talat PaÅŸa’nın eskiden tanıdığı, ona minnet borcu olan Strauss adlı bir kiÅŸi oldukça büyük miktarda para verir. PaÅŸa, parayı hemen bankaya yatırır, kendi ihtiyacı için bir miktarını bile ayırmaz:
-Vatan ihtiyacı için para gerekirse ne yaparız... Ben aç kalabilirim, kıyamet kopmaz.
EÅŸinin takılarını, niÅŸanlarındaki taÅŸları satar. Arkadaşı Bahaettin Åžakir’in elbisesinin daha da eski olduÄŸunu görünce, kendi elbiselerini paylaşır. ÖldüÄŸünde cebinden sadece 10 mark çıkar.
Bir gün vatanına döndüÄŸünde ne yapacak bilir misiniz?
Toprağı mı öpecek?
-Hayır, yiyeceÄŸim! Çünkü onu öpmekle doyamayacağımı anlıyorum.
Divanı Harbi Örfi’den gıyabında mahkûmiyet kararı çıkar. Savunmasını hazırlar ve Berlin’de bastırır.
-Åžimdilik gurbette bu kadar yeter. İnÅŸallah kurtularak vatana dönüÅŸümüzde mazimizin bütün hesaplarını millete açık alınla vermek boynumuzun borcudur. Zaten bundan sonra Allah’tan baÅŸka bir isteÄŸim de yoktur!
Talat PaÅŸa, 15 Mart 1921’de Sogomon Teyleryan adlı bir Ermeni tarafından evinin önünde katledildi ve Berlin’deki Türk mezarlığına gömüldü. 20 Mart 1921 Pazar günlü Hakimiyeti Milliye gazetesinde haber, “Talat PaÅŸa’ya suikast” baÅŸlığıyla birinci sayfadan verildi. Olay ÅŸöyle yorumlanıyordu: “İngilizlerin, askerle ve politikayla baÅŸa çıkamadıkları Türkiye’ye bugün geniÅŸ ölçekte bir suikast tertibatı hazırladıkları anlaşılıyor. (...) Bu menfur cinayet İngiliz hıyanetinin insanlığın yüzünü kızartacak ne çirkin bir dereceye ilerlediÄŸini bir kere daha gösterir. İngilizler menfur politikalarıyla, harp zorbalıklarına ÅŸimdi bir de Türk ricalini gizlice arkadan vurmak kötülüÄŸünü de ilave ettiler.”
Berlin’deki mahkemede Talat PaÅŸa’nın katili “Ermeni soykırımı sırasında ailesinin öldürüldüÄŸünü, bu nedenle cinayet iÅŸlediÄŸini” ileri sürdü. Davaya katılan Türk tarafının tanıkları dinlenmesine bile gerek duyulmadan Teyleryan beraat ettirildi.
Talat PaÅŸa’nın cenazesi 25 Åžubat 1943’te İstanbul’a getirilerek büyük bir törenle ÅžiÅŸli’de Abideyi Hürriyet tepesinde topraÄŸa verildi.
ALLAH RAHMET EYLESİN. MEKANI CENNET OLSUN.
Kaynaklar:
Talat PaÅŸa Komitesi.org
* Hüseyin Cahit Yalçın, Talat PaÅŸa, Yedigün NeÅŸriyatı, 1943.
* Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1984.
* Hakimiyeti Milliye gazetesi
* Ansiklopediler.
* Hatıralarım ve Müdafaam, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2006.
* Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, İstanbul.
|